İşgal ettiğin bölgeleri boşalt

Barzani 2005 Anayasası ile belirlenen özerk bölge dışında bin 500 bölgeyi daha işgal etti. Bu bölgelerin derhal boşaltılması gerekiyor. Aksi takdirde Irak’ın daveti üzerine bölgeye askeri müdahale kaçınılmaz görünüyor.

İşgal ettiğin bölgeleri boşalt
İşgal ettiğin bölgeleri boşalt emrah

Amerika’nın Çekiç Güç ve 36. Paralel oyunuyla Erbil, Duhok ve Süleymaniye’de açtığı özerk alanı fiili işgalle vatan haline getiren Barzani, bununla da yetinmedi, nüfus oyunları, siyasi manevraları ve peşmerge gücünün silahlı baskısıyla başta Kerkük olmak üzere birçok Türkmen şehrini Kürtleştirdi. Barzani, şimdi bu topraklara 2014’te DEAŞ’ın Irak’a gelmesiyle birlikte peşmerge gücünün DEAŞ’tan kurtardığı yerleri de katarak sözde referandumla yeni bir fiili durum yaratma çabasına girdi. Barzani’nin topraklarını iki katına çıkaran işgal planının son adımı olan referandum hamlesine karşı Türkiye, İran ve Irak merkezi yönetiminin ortak ciddi adımlar atması bekleniyor.

PLANLI BİR İŞGAL HAREKETİ

2003 yılında tek bir caddeden ibaret iken bugün bir metropol gibi hastaneler, üniversiteler, AVM’ler, geniş caddeler barındıran ve istihdam olanaklarıyla iyi bir yaşam standardına sahip olan Erbil yönetimi, bugün Türkiye’ye rağmen, Kudüs’te İsrail’in oynadığı oyunu Kerkük’te oynuyor. Bu şımarıklığa karşı Türkiye’nin hızla başka ekonomik ambargolar olmak üzere izolasyon adımlarını atması bekleniyor. Barzani’nin bugünlere 2003’lerden itibaren hazırlandığını, bunun iyi planlanmış ve sinsice yürütülmüş bir işgal hareketi olduğunu belirten uzmanlar, “Barzani işgal ettiği toprakları terk etmeli. Silahla işgal edilen bu bölgeler gerekirse silahla alınmalı” diyor.

Uzmanlar, dünden bugüne Barzani’nin yürüttüğü işgal girişimine karşı başvurulacak hareket tarzını değerlendirdi. Prof. Dr. Mehmet Akif Okur Bağdat Türkiye’yi davet edebilir Prof. Dr. Mehmet Akif Okur (Yıldız Teknik Üniversitesi): “2005’te yazılan Irak Anayasası sorunlu. Bir yanda özerk bölge ilan edildi, bazı bölgeler ise ihtilaflı bırakıldı. Bir ülkede böyle boşlukların bırakılmaması lazım. Tartışmalı olan yerler etnik bakımdan heterojen bölgeler. Irak Anayasası buralarda 2007 yılına kadar bir referandum öngördü ama kamuoyuna yanlış anlatılıyor. Bu bölgelerin Irak’tan ayrılma referandumu değil, bu bölgeler yine Irak bütünlüğü içinde özerk yönetime mi bağlı kalacaklar yoksa diğer vilayetlere mi bağlı kalacak, bununla ilgiliydi. Barzani’nin bugün yaptığı referandumla anayasada öngörülen referandumun birbiriyle hiçbir alakası yok. 25 Eylül, Irak’tan topyekün ayrılma referandumudur. DEAŞ’tan kaçarak yerlerinden olan Arap ve Türkmenler var.

Bölgede bu nüfusun en azaldığı dönemde oldu-bitti referandumu yapmak iyi niyetli değildir. Barzani’nin, işgal ettiği topraktan çıkması gerekir. Bu topraklardan çık. Irak yönetimi böyle bir kararda aldı. Bağdat yönetimi bu noktada Türkiye’yi davet edebilir.” Gelen de giden de Türkmeni vurdu Irak Türkmen Cephesi Sözcüsü Ali Mehdi: “2003’e kadar Mesud Barzani, ABD’nin özerk hale getirdiği Erbil, Süleymaniye ve Duhok’taydı. 36. Paralel’deki bu alanlar çok basit yerleşimlerdi. Erbil tek bir caddeden ibaretti, imkanları çok zayıftı. 2003’te ABD’nin etkisiyle Arap Şiileri ve Kürtler, Irak hükümetinin kuruluşunun ana damarları oldu. 2003’te her şey verildi bunlara. Kürtler ne istiyorlarsa verildi. Cumhurbaşkanı onlardan seçildi, 5 tane bakanlık verildi. Bir de özerk bölgeleri var Erbil’de, hükümeti, milletvekilleri, bakanları var. Bunun yanında bir de Bağdat’ta 50-60 tane milletvekilleri var.

Yurt dışında görev yapan büyükelçiler de hep Kürtlerden atandı. O yıllardan bugüne Türk firmaları 10 sene içinde Erbil’i neredeyse bir Ankara’ya dönüştürdü. Bu süreçte Maliki’nin de siyasi nedenle verdiği ödünlerle birlikte Anayasa’nın 140. Maddesinden kendileri lehine faydalandılar. 140. Madde sadece onlar için işletildi.”

TOPRAKLARA EL KOYDULAR

“Kürtler topraklarına geri dönerken Türkmenlere ise izin verilmedi. Barzani’nin Peşmergeleri silah zoruyla Türkmenlerin topraklarına kondu. Kerkük’te yönetimi ele geçirdiler, petrol kuyularını da KYB ve KGB, kendi asayiş ve polis güçleriyle paylaştılar. Saddam’ın zulmüyle 100 bin Kürt göç ettiyse bölgeye dönüş 500 bin oldu. Biz yıllarca Saddam’ın el koyduğu Türkmen toprakları için mücadele ettik, Bağdat bizi reddetti. Nüfus ve nüfuz ile başlayan bu genişleme 2014’te de Peşmergenin DEAŞ’ı temizlediği toprakları da silah zoruyla ele geçirme şeklinde sürdü. Ne zaman ki Bağdat tehlikeyi gördü, Barzani’yi 2003’teki sınırlarını döndürmek üzere harekete geçti. Bunun üzerine Barzani ABD ve İsrail’in yardımıyla referanduma kalkıştı. Barzani’nin 2003’ten bu yana yaptıkları hukuksuzluktur. Bugün bunun sınırları daha da genişliyor.

100 senedir gelen de giden de Türkmenlere vuruyor. Bu işgalle, bu hukuksuzlukla sonuna kadar mücadele edilmeli.” Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar Diplomasi yetmez Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar: “Almış oldukları ABD himayesiyle birlikte onlara 3 tane şehir tahsis edilmişti. O bile tartışmalı. Çünkü Erbil bir Türkmen kenti ama sonradan jeopolitik yapısı büyük bir hızla değişti. Aynı akıbeti Kerkük de bekliyor. Aslında onların idare edeceği sınır Helvin Dağları’dır. Bu dağların ötesini aştılar. DEAŞ sayesinde ideallerinin de ötesinde bir sınıra ulaştılar. DEAŞ ile ilgili ortaya çıkan kaosu gerekçe göstererek sınırlarının ötesinde toprak kazanmayı elde ettiler.

Bu işin merkez noktasında Kerkük var. Kendisinin olmayan bir yeri pazarlık konusu yapacak. Bunun bedelinin çok ağır olduğunu görmesi lazım. Güçle elde etmiş olduğu bu toprakları güçle kaybetmesi lazım. Irak’ta diplomasi ve siyaset, ‘güç’ üzerinden yükselir. Siz sadece diplomasi yönünde hareket ederseniz işin bir ayağı eksik kalmış olur. İşin bir ayağı eksik kalınca da kendi hedeflerinize ulaşamazsınız.”

YALNIZ İKİ ÜLKE KALDI

“Türkiye, Irak Merkezi Yönetimi ve İran son noktayı koymuş oldukları işbirliğini ortak bir etkiye dönüştürürlerse bu ittifakta bir kararsızlık ortaya çıkmazsa bu sonuç verir. Bu aynı zamanda bölgenin geleceğiyle ilgili de çok önemli bir fotoğraf ortaya koyar. O da şudur: Her ülke kendi başına kaldığı zaman örneği ortada, Irak ve Suriye. Sonuçta nihai hedefe ulaşmak üzereler. Bu hedefe ulaşmak için iki temel ülke kaldı: Türkiye ve İran. Tahran Ankara ile Ankara da Tahran ile didişecek, bunu istiyorlar. Irak’ta mezhepsel fitne denen bir kavram var. DEAŞ mezhebi fitneden doğdu ve oradan yükseldi. Bunun önüne geçmeliyiz. Taarruz dalgası devam edecek. Irak’ı ve Suriye’yi parçalamaya ramak kalmış; aynı etki Türkiye’de de kendisini gösterdi. Ne yapacağız biz? Fotoğrafı doğru okumak lazım.”

YENİ ŞAFAK

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X