• DOLAR
    3,5254
    % -0,30
  • EURO
    4,1413
    % -0,17
  • ALTIN
    144,7973
    % 0,47
  • BIST
    106.862
    % -0,05
Biraz Maymun İştahlı Bir Çocuktum

Biraz Maymun İştahlı Bir Çocuktum

NTV’nin ‘İyi Bayramlar’ programında Gülay Afşar’ın konuğu olan Kenan Doğulu, “‘Aşka Türlü Şeyler’den beri bir albüm olmadığı için hafif bir azar işitiyorum seyircimden” diyerek yeni albümün yolda olduğu müjdesini verdi. Doğulu ayrıca, eşi Beren Saat ve Sezen Aksu’yu işaret ederek “Etrafımda akıllı kadınlar var” sözleriyle şanslı olduğunu dile getirdi.

NTV’nin ‘İyi Bayramlar’ programında Gülay Afşar, Kenan Doğulu ile bir araya geldi.

Kenan Doğulu, bayram hakkında hislerini şöyle anlattı:

“İnsan bazı şeyler bozulsun istemiyor çünkü çocukluğunuzdan kalma şeyler hep böyle hayatın bize öğrettikleriyle, verdiği tecrübelerle maalesef biraz kirleniyor, biraz değişiyor, şekil değiştiriyor ama bayramlar gibi şeylerin de bize ait olarak kalması, o günlerden kalma güzel anıların hep böyle taze durmasını insan diliyor.”

Doğulu, bayram adetlerini, “Biz büyükten küçüğe sıralanarak el öperiz. O gittikçe büyüyor, biz sonlara doğru gelmeye başladıkça da tabii manidarlaşmaya başladı. Elimizi öpen çoklaştı bu ara. Çok zevkli, çok keyifli bir şey. Bir yılın en güzel günleri bizim için, annemizin evinde toplanıyoruz” şeklinde anlattı.

Yeğenlerine bayram harçlığı verdiğini söyleyen Doğulu, “Ben biraz bonkörüm o konuda” dedi.

“AİLEDE HER BULUŞMA MÜZİĞE, DANSA BAŞLANIRDI”

Doğulu, çocukluğundaki bayramları şöyle anlattı:

“Her şeyin sonu bizde zaten ya bir şey çalmaya, ya dans etmeye, bir performansa bağlanıyor. Oyuncular, şarkıcılar, müzisyenler, akrabalarımız… Konuklar da öyleydi. Komşular, akrabalar hep genelde müzik çevresi ağırlıklı olurdu. Her güzel sohbetin sonunda bizde mutlaka yeni bir beste çalınır. Çocukken de öyleydi. Çünkü benim bestelerim vardı, Ozan’ın da öyle, diğer akrabalarımın da öyle… Amcam Zafer Doğulu müzisyen. Bizim ailenin içinde çok fazla müzisyen var. Sonu eğlenceyle, müzikle bitmeyen bir gecemiz olmazdı. Hala daha olmuyor açıkçası. O profesyonellikle ilgili bir şey değil, zaten hafif böyle bir keyiflendik mi…”

Yeni şarkılarını ilk defa ailesine dinlettiğini söyleyen Doğulu, “İlk testlerimizi ailede yapıyoruz. Böyle bir kamuoyu yoklaması. Büyük konserlerden önce ya annem, ya kız kardeşim, şimdi eşim, akrabalarımız hep onların bir reaksiyonunu ölçerek yürüdüm ömür boyu” dedi.

Ağabeyi Ozan Doğulu’nun da kendisinin de konservatuara birincilikle girdiğini söyleyen Doğulu, “İkimiz de 5 yaşında başladık. Çok zor İstanbul’da konservatuara girmek zaten. 100 puanla girmek de biraz daha özel bir şey diye söylüyorlar hala büyüklerimiz. O günden de öğretmenlerimizle hala görüşüyoruz vesaire. Annem de, dedemden ve anneannemden kaynaklı musiki yeteneği olan bir kadın. Belki hiç söylememiş bile olabilirim, annem ud çalar. Çok güzel sesi vardır” şeklinde konuştu.

“MÜZİSYENLİK AİLEDEN GELME”

Doğulu, ailesindeki büyüklerin müzikle ilişkisini şöyle anlattı:

“Anneannem şahane şarkı söyler. ‘Huysuz ve Tatlı Kadın’, vesaire. O eski Türk sanat müziği şarkılarına bayılarak hep eşlik eder her fırsatta. Rakıyı susuz içerdi rahmetli. Onun o söylediği şarkılarla biz büyüdük. Dedem şahane bir insandı. Çok neşeli, çok sohbet adamıydı. Hep hikayeleri vardı, masalları, şarkıları, türküleri… Komutandı aslında kendisi, albaydı. Aynı zamanda hobi olarak müzikle bir ilişkisi oldu. Annem tarafından da, babam tarafından da çift taraflı bir gen karışımı, Ozan’a da bana da herhalde sıçradı diye düşünüyorum. O yaşta çünkü daha okuma-yazmayı öğrenmeden müzik öğrenmeye çalışmak… Çocuk dediğin hemen aklı dağılabiliyor, insan sıkılabiliyor. Biz sıkılmayarak, zevkle, keyifle onu eğlenceyle öğrenmeye başladık. O günden beri de öyle yürüyor.”

Çocukken fırçalarla şarkı söylediğini, tencere tava çaldığını anlatan Doğulu, “Kürekten, tırmıktan ses çıkartırdım, öyle şeylerle oynardım hep. Tabancalar, tüfekler, arabalar da vardı ama onlar çok az bir kısmıydı benim oyun kısmımın” dedi.

“OZAN DOĞULU, CEM YILMAZ GİBİ KOMİKTİR”

Kenan Doğulu, ağabeyi Ozan Doğulu’yu şöyle anlattı:

“Ozan çok neşelidir. Ozan hatta komedyen gibi yaşayan bir insandır, Cem Yılmaz gibi. Onunla her sohbetin, her kelimenin, her cümlenin içinden bir şaka çıkartma-alışkanlık mı diyeyim, beceri mi diyeyim- öyle bir kabiliyeti vardır. O çocukken de öyleydi aslında ama fotoğraf çektirmeyi sevmezdi. Hakikaten arkada dururdı. Şimdi albümler yapıyor, on binlerce kişiye müzik yapıyor. İşte ön tarafta fotoğraflar çekiliyor, albüm kapakları çekiliyor. Artık yavaş yavaş alışmaya başladı ama zor gelirdi hep çocukluktan itibaren öyle oldu. Hep o yüzden o fotoğraflarda hafif ne yapacağını bilemez gibi bir bakış. Klasik bir bakışı vardır.”

“Ozan piyano çalıyordu, ben şarkı söylüyordum. İstanbul TRT Çocuk Korosu’nda eğitim alıyorduk o zaman” diyen Doğulu, “Ön tarafta solo atmaya fırlattıkları zaman seni ister istemez insanlarla haşır neşir olmaya, o alışverişe başlamaya niyetleniyorsun. Mecbur kalıyorsun. O da biraz eğlendirme içgüdüsü ve ihtiyacıyla beslendiği zaman ister istemez seni biraz daha dışa dönüm noktasına getiriyor. Ben de çok eğleniyorum” dedi.

“Şarkı söylemek çok rahatlatıyor insanı her şeyden önce. Bağırmak gibi bir çeşit terapi aslında” diyen Doğulu, “O yüzden konserlerde de söylüyorum insanlara. O eşlik etme psikolojisi insanın konserden çıktığında üzerinde çok ciddi bir hafifleme yapıyor, rahatlatıyor insanı. Sokakta, orada, burada, takside, trafikte, yöneticiye, altında çalışana vesaire… Ona buna bağırıcağınıza ‘Bana bağırın’ diyorum konserlerde insanlara” şeklinde konuştu.

“ŞARKI SÖYLEDİKÇE DEŞARJ OLUYORUM”

Gülay Afşar’ın Kenan Doğulu ile gerçekleştirdiği sohbetten diğer satırbaşları ise şöyle:

“Şarkı söyledikçe de deşarj oluyorum, tekrar yenileniyorum. Şarkı söyleme süreleri azalınca, konser araları açılınca biraz kendimi hatta hafif depresif, yarı bozuk hallerde hissediyorum.”

“Babamı sahnede izlemeye bol bol, her fırsatta giderdik. Ünlü insanlarla arkadaşlığı hoşuma giderdi. Adile Naşit gider gelirdi, Sezen Aksu’nun yanına gittiğimizde ona el sallardı, Şener Şen onunla ilgili bir röportajında bir şey söylerdi. Ben o zamanlar ‘Bu tatlı bir duygu’ derdim kendi kendime. O değişik gelirdi biraz. Onun dışında evin içinde normal, her zaman sevecen, sevgi dolu bir adam, baba figürüydü. Hep sahip çıkardı.”

“BABAMLA ZAMAN GEÇİRMEK İÇİN FIRSAT KOLLARDIK”

“Seksist bir ayrımcılığa götürecek, cins bir kelimenin simgeleşmesi konuları çok konuşuldu ama benim babamdan öğrendiğim ve aklımda kalan en önemli konulardan bir tanesi, gerçekten o kelimeyi kullanmak zorundayım çünkü ağzından o laf çıkmıştı açıkçası. Adam gibi adam olmak konusuydu her zaman öne çıkarmak istediği şey. Herkesin elinin sıkılması ve sevgiyle yaklaşılması gerektiği… Sevgi dünyasını çözmüş bir adamdı. Dünya’yı, doğayı, Güneş’i, Ay’ı, her şeyi sevmek… İnsanlara iyi davranmak konusunda biraz fazla hatta insancıl bir babaydı. O yaşlarda hissetmekle birlikte, yanaklarımızdan defalarca öper, ‘Aşkım, sevgilim, canım, ciğerim, aslan oğlum, yakışıklı oğlum’ diye diye. Onunla zaman geçirmek için fırsat kollardık açıkçası. O yaşlarda, tabii çok ciddi bir yaş 13 yaş. Benim için tam ergenliğe ulaştığım noktalar. Abim de aynı şekilde. İkimiz kalmışız, annem güçlü bir kadın profili çizip ikimizi, hatta üçümüzü iyi okullarda okutmaya çalışıp babamdan kalma, aslında işi olmayan ama öğrendiği ve sonradan uğraşmak ve savaşmak zorunda kaldığı müzik okulunu devam ettiren, çalışan bir kadın figürü bizi ayakta tuttu açıkçası. Kız kardeşim benden 10, abimden 12 yaş küçük olduğu için biraz onu baba gibi sahiplenme görevi bize düştü; ama çok zevkli ve çok güzel bir hayattı açıkçası. Bütün bunların yanı sıra birazcık zor da geçebilirdi bizim için. Hem maddi hem manevi olarak müziğe yönelemeyebilirdik. O yaşlarda bunları denememize fırsat olmayabilirdi. Annem ya da akrabalarımız bize bu konuda destek olmayabilirdi. ‘Gir adam gibi bir işe’ de denebilirdi.”

“BİRAZ MAYMUN İŞTAHLI BİR ÇOCUKTUM”

“Annem babama da sahip çıkıyordu. Sonrasında babamdan yadigar kalan müzik okulunu devam ettiriyor olması zaten onun hep müzikle iç içe olmasına da sebep oldu açıkçası. Biz orada hep derslere girdik, çıktık. Belliydi bizim gideceğimiz nokta. Orası Türkiye’nin aslında ilk özel konservatuarıydı: diploma verebilen, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan. Orada işte bir çocuk korosu derslerine gir; oradan çık davul dersine gir; oradan çık saksafon dersine gir. Ben biraz maymun iştahlı da bir çocuktum. ‘Hepsiyle hayatımı geçindirecek kadar çalabiliyorum’ diyebilirim ama hiçbirisinde kompetan ya da virtüöz olmadım. Birazcık daha fazla yazmaya yöneldim. Biraz daha fazla kendime eşlik etme yöntemlerini geliştirdim ama bir enstrümantist olarak konser salonlarında tek gitarımla, tek piyanomla ya da tek saksafonumla -tek saksafon konser de biraz zor olurmuş- yapacak seviyede olmadı hiçbir zaman ama hep kendimi idare edebilecek boyutta tutabildim. Zevkle…”

“Annem çok güçlü, çok neşeli. Hayatla bağları çok sağlam, dünyada duruşu çok renkli, çok zevkli. Hayata renk verenlerden. ‘Tencere-Kapak’ diye bir şarkım var, onu ne zaman söylesem annem aklıma geliyor. Biraz neredeyse onu anlatır gibi bir şarkı benim için. Onun için de öyle, o da biliyor bunu. Çok önemli bir şey çocuklara sahip çıkmak, kuvvetli olabilmek.”

“BEREN’LE AYNI FREKANSTAYIZ” 

“Beren’le (Saat) birazcık aynı frekanstayız gibi hissediyoruz. Uyanır uyanmaz neşeyle aşk dünyasına doğmak çok şans tabii. Biraz olduğumuz coğrafya içinde, bulunduğumuz durum her türlü bizi strese soksa da en azından o çekirdek aile içerisinde sevgiyle hayata tutunabilmek mümkün ve bunun bilincindeyiz. Birbirine sahip çıkan iki insan, her şeyden önce iki, sonra 3,5,7,10,15 tabii ki çoğalmak mümkün. Her şeyden önce ikinci bir insan: dertleşebileceğin, omzuna yatabileceğin, gerektiğinde ağlayabileceğin, gülebileceğin, iyi günü, kötü günü paylaşabileceğin bir insanı bulmak… Herkesin fırsatı olmuyor öyle şeylere. Dertler çok fazla: ekonomik, siyasi, politik vesaire milyon tane şeyin içerisinde.”

“Tamamen iki yetişkin, olgun, zeki insan gibi bakıyoruz birbirimize. Aynı ya da benzer işleri yapan, sanatla uğraşan iki adam gibi değil de her konuda konuştuğumuz gibi: politika, spor, sanat… İşlerimizi de dışarıdan bakan iki insan gibi görmeye çalışıyoruz. Ben Beren’e, Beren bana. Hep her şeyi danışıyoruz, soruyoruz, fikir teatisinde bulunuyoruz. Sonuçta yine kararı verecek olan çünkü etrafınızdaki danışmanlarınız veya fikrine inandığınız insanlara da birçok şey soruyorsunuz. Kimisi diyor ki ‘Yap!’, kimi diyor ki ‘Yapma!’, öbürü diyor ki ‘Şöyle yap!’… Sen kendi kariyerini kendin belirlemek zorundasın ve bundan tamamen kendin sorumlusun. O yüzden son kararı, nihai kararı tabii ki yine kendin veriyorsun ama ‘Etkili oluyor mu?’ dersen, tabii ki oluyor. Fikrine saygı duyduğun insanın kim olduğu da önemli değil. Bakkal Ahmet Efendi de olur, karşına çıkan herhangi birisi de. Ben çok konuşan, çok dertleşen bir insanım.”

“ÇAKTIRMADAN ÇOK FAZLA FİKİR SORARIM”

“Çaktırmadan kamu araştırması cinsi, çok fikir soruyorum. Onlar iyi gelir, doğru gelir, yanlış gelir. Bazen bilerek yanlış yaparsın. Kariyerinde kendine atmak istediğin çiziklere bağlı tamamen. Bazen risk payını ölçmek istersin, bazen hatanın reaksiyonunun derecesini, sınırlarını görmek istersin. Hep oralardan kendin sorumlu olduğun için kendine dönük karar veriyorsun muhakkak.”

“ETRAFIMDA AKILLI KADINLAR VAR” 

“Etrafımda akıllı kadınlar var. Hem asistanlarım, hem çevremdekiler, hem kız kardeşim, hem Sezen (Aksu), hem Beren (Saat)… Öyle olunca bence çok hata yapmamam gerekir, müsaade etmezler çünkü. Sahip çıkılmak, dünya görüşü olan, oturmasını kalkmasını, hayata ağırlığını koymasını bilen kadınlar etrafınızda olduğu zaman çok fazla zarar görmüyorsunuz açıkçası. Ben biraz o konfor alanındayım şu anda, o yüzden mutluyum. Beren’ciğimin gülümseyişiyle uyanıp, Sezen’in kahkasını duyup… Bizim stüdyoda uyuyabildiğimiz bir sistemimiz de var, orada da kalıyoruz bazen. Bir şarkımı götürüp dinletip işte onun fikrini alıp… Onun bazen çünkü sihirli değnek dokunuşları vardır. Bir şarkının lafına bir yerde bir şey der. Hecesini bile ayırsa bazen şarkının hayatı değişir. Yine biraz işe bağlamış oldum ama her anlamda bu böyle. Saçının şeklinden, yiyeceğin şeye kadar… İşte biliyorsun insan paylaşmayı, dertleşmeyi seven adam olduğu zaman. Benim de kendi sınırlarım çok fazla değil, çok genişlemeye, genleşmeye, olduğum yere su gibi biraz ayak uydurmaya da çok müsait bir insanım çünkü değişmeyi de çok seviyorum. Değişim çok önemli benim için, en önemli konulardan bir tanesi.”

“YAŞADIĞIN AŞKLAR KADAR ADAMSIN”

“Aşk Oyunu orta okul aşkıyla yazılmış bir şey. O saf, gerçek aşk işte o. İlk aşkın yaşattığı sözler, şarkılar ki o zaman da konu yine oraya geliyor. Sanki Kadınlar Günü röportajıymış gibi oldu. ‘Yaşadığın aşklar kadar adamsın’ derler ya. O yaşlarda da karşılaştığım aşklar demek ki çok tatlıydı ki bana yazdırabiliyordu. Burada aslında verilmesi ya da alınması gereken mesaj, o yaşlarda müzik karalayan, şiir yazan, resim yapan, heykelden hoşlanan çocuklara biraz daha özen gösterelim ve onları biraz güçlendirelim, kuvvetlendirelim, cesaretlendirelim. Gerçekten çünkü kabiliyetin aslında filizlendiği yaşlar onlar ve ondan sonra bir yol ayrımına gitmek zorunda kalıyor insanlar. Tamam, evet, maalesef bugünkü ortamda müzisyen olun, beste yapın, konsere çıkın vesaire demek zor. Çok zorlaştı her şey, para kazanmak zor. Eskisi gibi topçu, popçu benzetmeler yapılıyor. Çok özenilecek maddi bir yanı yok açıkçası ama güzel yapılınca harika, çok zevkli bir iş. Herkesin nail olamadığı bir özellik.”

“YENİ ALBÜM YOLDA”

“Aşk, içinde insanın. Her zaman kazıyarak değişik değişik duyguları da beraberinde getiren bir şey. Sadece yazmak kendinle ilgili bir şey değil. Hayal gücü çok önemli. Hayal gücünü ayakta tutabiliyorsak, ne mutlu. Ben de bunu yapabildiğimi düşünüyorum, inşallah seyircim de öyle düşünüyordur. ‘Aşka Türlü Şeyler’ albümü çıkalı 3 sene falan oldu herhalde, artık yeni bir albüm zamanı. Biraz şikayetçi olanlar, bekleyenler var. ‘Aşk ile Yap’ çıktı, ‘İlk Adımı Sen At’ geçen haftalarda radyolarda ve müzik marketlerde yerini aldı. Çok klasik konuştum ama çoktandır ‘Aşka Türlü Şeyler’den beri bir albüm olmadığı için hafif bir azar işitiyorum seyircimden. O yüzden albüm artık yolda. Benim niyetim ocak ayı ama ben böyle söylediğim zaman sarkıyor. Bir türlü içime sinmiyor. Bir şey olur ocak-şubat-mart haydi en geç inşallah… Bu sefer yeni albüm gelir.”

“Son yıllarda özellikle Anadoluya çok fazla konsere gidemedik. Festivallerin iptal olması, OHAL durumu, terör tehdidi vesaire… Koşullar değişti biraz, o yüzden konserler azaldı. İnsanlar çok göremedi, göremiyor. Önümüzdeki aylarda birkaç konseri videoya, DVD’ye çekmek gibi bir fırsatımız olabilir. 25. yıl önemliymiş gibi gözükse de ‘Çok fazla mânâ yüklemesek mi acaba?’ diye düşünmüyor değiliz.”

“HEP ÜZÜLÜYORUZ, SEVİNECEĞİMİZ KÜÇÜK ŞEYLER BULMAYA ÇALIŞALIM” 

“Bayram gibi yaşayalım, bayramlı olalım, bayramlık alalım. İçimiz her zaman gülmeye çalışsın en azından. Bu böyle hep mutluluk kovalayan adamlar gibi ütopik bir mesaj vermek istemiyorum ama maalesef öyle bir insanım ve ağzımdan laflar hep o yönden çıkıyor. Ben hep dolu tarafını görmeye çalışanlardanım bardağın. Biraz neşelenmeye, biraz empatimizin yükselmesine ihtiyacımız olduğu bir dönem. Karşımızdakine hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Bayramda bu fırsattır. Barışmaya fırsattır her şeyden önce. Küsler birbirine birbirine birazcık adım atsınlar. İlk adımı siz atın, barışmaya çalışın. En azından şu bayramı biraz kârlı geçirelim. Hep üzülüyoruz, bir sürü üzüleceğimiz şey var. Sevineceğimiz küçük şeyler bulmaya çalışalım.”

NTV

Sosyal Medyada Paylaşın: